İnek Sütü Proteini Alerjisinde Tedavi

İnek sütü protein alerjisinin tedavisi sorumlu besinin diyetten çıkarılmasına dayanır. Eliminasyon diyeti hastanın semptomları tamamen ortadan kaldırmalı ve normal büyüme ve gelişme için gereken tüm besin maddelerini içermelidir. İnek sütü pek çok gıda maddesinin içinde bulunduğundan diyetten tam olarak çıkarılması zor olmaktadır.İnek sütü protein alerjisinin tedavisi sorumlu besinin diyetten çıkarılmasına dayanır. Eliminasyon diyeti hastanın semptomları tamamen ortadan kaldırmalı ve normal büyüme ve gelişme için gereken tüm besin maddelerini içermelidir. İnek sütü pek çok gıda maddesinin içinde bulunduğundan diyetten tam olarak çıkarılması zor olmaktadır.

İnek sütü proteinlerinin diyetten çıkarılması korunmada en önemli basamaktır. Ancak çocukların büyüme ve gelişmelerinin sağlanması için uygun mama ve vitamin takviyelerinin yapılması gerekmektedir. Yeni tedavilerin geliştirilmesi amacıyla yapılan çalışmalar umut vermektedir.

Anne Sütü ile Beslenen Bebeklerde Eliminasyon:

Anne sütünde, inek sütü proteinleri bulunabilir. Bu yüzden annenin diyetinden süt ve süt ürünleri çıkartılıp, anneye günlük 1 gr kalsiyum desteği eklenmelidir. Anne sütüne devam edilmelidir.

Anne Sütüne Ek Olarak Mama Alan veya Sadece Mama ile Beslenen Bebeklerde Eliminasyon:

Eğer bebek anne sütü ile beslenirken sorun olmuyor, inek sütü bazlı mama verildiğinde sorun oluyorsa mama kesilip anne sütüne devam edilir. Annenin diyetinden süt ve süt ürünleri çıkarılmaz. Eğer anne sütü yetersiz ve mama takviyesi gerekiyorsa hastaya inek sütü protein alerjisinin tedavisinde etkinliği kanıtlanmış bir mama başlanır.

İnek sütü protein alerjisinin tedavisinde kullanılan mamalar:

İnek sütü protein alerjisinin tedavisinde kullanılacak mama, ucuz, güvenli (inek sütü ile çapraz reaksiyon vermeyen) ve güzel tatlı olmalıdır. Aynı zamanda hastanın besin ihtiyacını karşılamalı ve tolerans gelişimini hızlandırmalıdır.

İnek sütü protein alerjisinin tedavisinde kullanılacak mama çeşitleri:

a. İleri derece hidrolize mamalar (eHF): İnek sütünün hidrolize edilmesi sonucu elde edilen ileri derece hidrolize mamalardaki peptidlerin molekül ağırlığı <3000 kDa’dır. İnek sütü protein alerjili çocukların %90’ı tarafından iyi tolere edilirler ve hipoalerjen mama seçiminde ilk tercih olmalıdırlar.

b. Aminoasit bazlı mamalar (AAF): Molekül ağırlığı ileri derece hidrolize mamalardan daha düşüktür ancak daha maliyetlidir. Az miktarda alerjenik proteinler ihtiva ettiğinden dolayı anafilaksi, alerjik eozinofilik özafajit, inek sütü proteini ile ilişkili enterokolit, çoklu besin alerjisi gibi ağır olgularda kullanılması önerilmektedir. Araştırmalara göre aminoasit bazlı mamalar ile ileri derece hidrolize mamalar arasında tolerans ve besin değeri açısından önemli bir fark yoktur.

c. Soya bazlı mamalar: İnek sütü protein alerjili bebeklerde soya alerjisi bulunma olasılığı %10-50’dir. Bu nedenle soya alerjisi açısından hasta değerlendirildikten sonra başlanması gerekir. Diğer mamalara göre daha ekonomik ve güzel tatlıdırlar. Ancak, içerdikleri fitoproteinlerin östrojen etkisi göstermesi nedeniyle özellikle 6 aydan küçük bebeklerde kullanılmaları önerilmez.

Büyük çocuklarda eliminasyon diyeti:

Süt ve yoğurt, peynir, tereyağı gibi süt ürünlerini diyetten çıkarılmalıdır. Hastalar büyüme ve gelişmeleri geriliği açısından yakın takip edilmeli, A vitamini, D vitamini, kalsiyum ve protein eksikliği açısından periyodik olarak izlenmelidirler. Hastanın kendisi ve ev ve okul ortamında bulunan kişiler inek sütünden kaçınmak için alınması gereken önlemler ve olası reaksiyonlara müdahaleler konusunda eğitilmelidir. Lokanta, pastane gibi yerlerde tüketilen besinlerin bir çoğunda süt ve süt ürünleri bulunduğu için bu gibi yerlerde yemek yenilirken dikkatli olunmalıdır.

Farmakolojik tedaviler

1. Besin alerjenine spesifik tedaviler

Oral İmmunoterapi (OİT):

Besin alerjisi olan çocuklara alerjik olan besinin küçük, ancak artan dozlarda uygulanması, reaktivite eşiğini yükselterek desensitizasyona (duyarsızlaşmaya) neden olmaktadır. OİT’nin amacı klinik tolerans gelişimi sağlayarak alerjen besinin reaksiyon gelişmeksizin tüketimine olanak sağlamaktır. Ancak OİT ilişkili önemli yan etkiler yaygın olup, idame dozlarında bile görülebilmektedir. Bazı hastalarda alerjik semptomlar nedeniyle tam idame doza geçmek mümkün olmayabilir. Ayrıca hastaların küçük bir bölümünde OİT sonrası eozinofilik özefajit gelişmektedir. Bir diğer konu ise OİT sonrası gelişen toleransın besin alerjisinin doğal iyileşme sürecine mi yoksa immünoterapi ile oluşan desensitizasyona mı bağlı olduğunun ayırt edilememesidir.

Besin immünoterapisinde uygulanan diğer bir yöntem ise sublingual immunoterapi (SLİT)’dir. Plasebo ile karşılaştırıldığı çalışmalarda, SLİT ile alerjen besinin tolere edilebilen miktarının arttığı ve ciddi bir yan etkinin görülmediği ortaya konmuştur. Ancak OİT ile SLİT’nin karşılaştırıldığı çalışmalarda desensitizasyon ve tolerans indüksiyonu bakımından OİT’nin daha etkin olduğu, diğer yandan OİT ile sistemik reaksiyon görülme oranının da daha yüksek olduğu tespit edilmiştir.

Epikutanöz immunoterepi, subkutanöz immünoterapi, peptid immünoterapisi, rekombinant protein immünoterapisi ve immünomodülatör adjuvanlar gibi diğer alerjen spesifik tedaviler umut verici olmasına rağmen şu anda tedavi için yeterli veri yoktur ve günlük pratikte uygulanmamaktadırlar. Bu konudaki çalışmalar devam etmektedir.

2. Besin alerjenine spesifik olmayan tedaviler:

Monoklonal anti-IgE tedavisi ve anti-IgE ile kombine oral immünoterapi’nin besin alerjilerindeki etkinlikleri son zamanlarda araştırılmaktadır. Güvenlik profilleri ve tedaviden faydalanma olasılıklarının belirlenmesi için geniş kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır.